Bursa’nın Saklı Cennetleri
Uzun zamandır yolunu gözlediğim Bursa köyleri arasında öyle yerler var ki, adını bile az kişi duyuyor. Bursa köyleri denince akla ilk İznik, Cumalıkızık geliyor ama ben size biraz daha içerde, biraz daha sakin duran köylerden bahsedeceğim. Arabayı bıraktığınız anda bambaşka bir dünyaya geçiş yapıyorsunuz. Kokusu, sesi, insan sıcaklığıyla bambaşka.
İlk durağım Gölpazarı yakınlarındaki bir köy oldu. Adını vermeyeyim, çünkü hâlâ çok az kişi biliyor. İlk gittiğimde dikkatimi çeken şey, evlerin neredeyse hepsinin taş ve ahşap karışımı olmasıydı. Sokaklar dar, yokuşlu. Ama o dar sokaklarda yürürken burnunuza gelen odun ateşi kokusu… Anlatılmaz.
Köyün Ritmi ve Doğal Yaşam
Sabahın erken saatlerinde horoz sesleriyle uyanıyorsunuz. Sonra bir yerlerden tıkırtılar geliyor. Komşu teyze ekmek yapıyor. Fırının dumanı gökyüzüne karışıyor. Bursa köyleri tam da bu ritimle yaşıyor. Acele etmeden, telaşsuz.
Burada hayat hâlâ toprağa bağlı. Bahçelerde domates, biber, fasulye… Her şey mevsimine göre. Kimyasal yok, suni gübre yok. Tadını alınca fark ediyorsunuz. Ben de bir sabah kahvaltısında taze yumurta, ev yapımı peynir ve o meşhur köy ekmeğiyle öyle bir kahvaltı ettim ki, İstanbul’a döndükten sonra günlerce aklımdan çıkmadı.
Doğanın İçinde Kaybolmak
Köyün hemen arkası ormanlık alan. Yürüyüş yolları var ama tabelalar yok. Kendi kendinize keşfediyorsunuz. Arada bir dere sesi duyuyorsunuz. Sonra aniden önünüze küçük bir şelale çıkıyor. Su buz gibi. Ayaklarınızı soktuğunuz anda ciğerlerinize kadar ferahlıyorsunuz.
Burada hava da başka. İstanbul’un o boğucu nemi yok. Gece sıcaklık ciddi oranda düşüyor. Yazın bile sabahları ince bir mont almak iyi oluyor. Ben ilk gittiğimde bunu bilmiyordum. Üşüdüm tabii. Ama manzara her şeye değdi.
İnsanlarıyla Tanışmak
Köydeki en güzel şey insanlarının samimiyeti. Yabancı görünce önce çekingen davranıyorlar. Ama iki laf edince kapılar açılıyor. Bir amca beni evine davet etti. Bahçesinde kendi yaptığı şaraptan ikram etti. “Burada bağcılık çok eski” dedi. Anlattıklarını dinlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.
Başka bir köyde ise yaşlı bir nineyle sohbet ettim. 82 yaşındaydı. Hâlâ kendi tarlasını sürüyor. Elleri nasır içinde ama gözleri pırıl pırıl. “Biz toprakla barışık yaşadık evladım” dedi. O cümle içime oturdu. Gerçekten de Bursa köyleri insana doğayla barışmayı öğretiyor.
Lezzet Durakları
Unutmadan yemeklerden bahsedeyim. Bursa köyleri denince akla kestane, ceviz, zeytinyağı geliyor. Ama her köyün kendine has bir tarifi var. Birinde mantı yedim, hamuru o kadar inceydi ki… Diğerinde ise odun ateşinde pişmiş tandır kuzusu. Tadına doyulmaz.
Özellikle sonbaharda giderseniz mantar toplama zamanıdır. Köylüler sabah erkenden ormana gidip topluyor. Sonra akşam ateş yakıp közde pişiriyorlar. Yanına da yoğurt… Benim gibi şehir insanı için adeta bir şölen.
Hangi Köyleri Görmelisiniz?
Eğer siz de bu huzuru tatmak istiyorsanız birkaç önerim var. Gölpazarı civarındaki küçük köyleri, Orhaneli’nin yüksek kesimlerindeki yaylaları ve İnegöl’ün biraz dışında kalan orman içi yerleşimleri mutlaka görün. Ama acele etmeyin. Bir köyde en az iki gece kalın. Çünkü bir günde anlayamazsınız o atmosferi.
Ben ikinci gidişimde aynı köye tekrar gittim. İlk seferde kaçırdığım detayları fark ettim. Mesela evlerin kapılarındaki eski tokmaklar, duvarlardaki nakış gibi taş işçiliği, bahçelerdeki eski kuyular… Hepsi ayrı bir hikaye anlatıyor.
Gece Sessizliği ve Yıldızlar
En sevdiğim kısım geceydi. Köyde elektrik direkleri az. Işık kirliliği neredeyse yok. Gökyüzüne baktığınızda yıldızlar o kadar net ki, sanki elinizle tutacaksınız. Ben bir gece bahçeye uzandım. Uzun zamandır böyle bir sessizlik duymamıştım. Sadece ara sıra bir köpek havlıyor, sonra yine derin bir sessizlik.
O sessizlik insanın içini dinlendiyor. Stres, telaş, bildirim sesleri… Hepsi çok uzak kalıyor. İşte bu yüzden Bursa köyleri son yıllarda daha çok ilgi görüyor. İnsanlar nefes almak için buralara kaçıyor.
Pratik Tavsiyeler
Giderken yanınıza mutlaka spor ayakkabı alın. Yolların çoğu topraktır. Yazın sivrisinek olabilir, repellent getirin. Kışın ise kalın mont şart. Köylerde market pek olmaz. İhtiyacınız olan her şeyi Bursa’dan alın.
Ve en önemlisi, saygılı olun. Köylünün mahremiyetine girmeden, izinsiz fotoğraf çekmeden, selam vererek ilerleyin. Karşılığını fazlasıyla alırsınız.
Ben bu köylerde kendimi yeniden buldum desem yalan olmaz. Toprakla, insanla, doğayla yeniden bağ kurdum. Siz de isterseniz aynı şeyi yaşayabilirsiniz. Arabayı bir kenara bırakın, birkaç günlüğüne her şeyi unutun. Bursa köyleri sizi bekliyor.
Belki bir sonraki yazımda başka bir köyden daha bahsederim. Ama şimdilik bunları keşfetmenizi tavsiye ederim. Çünkü en güzel sırlar, en az bilinen yerlerde saklı.