Büyükorhan’a Yolun Düşerse
Birkaç yıl önce ilk defa Büyükorhan‘ın yolunu tuttuğumda, aklımda sadece “dağ köyleri nasıl acaba” sorusu vardı. Ama gördüklerim beni epey şaşırttı. Burası Bursa’nın biraz iç kısımlarında kalan, hâlâ turizm akınından uzak, sakin ve gerçekten doğal kalmış bir bölge. Büyükorhan’ın el değmemiş doğal köyleri arasında gezerken kendimi sanki zamanın dışında bir yerde hissettim.
Köylerin çoğu ormanla iç içe. Yol kenarlarında uzayıp giden çam, meşe ve kestane ağaçları insanı daha girişte karşılıyor. Araba bazen o kadar dar patikalardan geçiyor ki, dallar cama değiyor. Ama o zahmete değiyor.
Karagöz Köyü – Sessizliğin Kendisi
Karagöz, Büyükorhan merkezden yaklaşık 12 kilometre içerde. İlk dikkatimi çeken şey sokakların ne kadar temiz ve düzenli olduğuydu. Evlerin çoğu taş ve kerpiç karışımı, bahçelerinde mutlaka birkaç tavuk, bir iki kaz ve yaşlı bir dut ağacı var. Köyün ortasından geçen küçük dere yazın bile hiç kurumuyor.
Burada zaman yavaş akıyor. Sabah ezanı okunduktan sonra bir süre sessizlik oluyor. Sonra horoz sesleri, odun kesme sesi ve uzaktan gelen inek çanları devreye giriyor. Ben ilk gittiğimde dere kenarındaki eski değirmenin yanında oturdum. Suyun sesi o kadar güzeldi ki, bir saat boyunca kıpırdamadım.
Köylülerin misafirperverliği de ayrı bir konu. Çay ikram etmeden bırakmıyorlar. Bir teyze kendi bahçesinden topladığı nane ve adaçayıyla demlediği çayı verirken “Bizim buralar pek bilinmez ama gelene gideni de boş çevirmeyiz” demişti. Haklıydı.
Çağlayan ve Şelaleye Yakın Köyler
Büyükorhan’ın el değmemiş doğal köyleri denince akla ilk gelenlerden biri de Çağlayan çevresindeki küçük yerleşimler. Burası özellikle bahar aylarında muhteşem. Yamaçlar çiçeklerle kaplanıyor, hava mis gibi. Köy yollarında yürürken aniden burnunuza kekik ve adaçayı kokusu çarpıyor.
Şelaleye yakın olan bir köyde (ismini vermeyeyim, çünkü hâlâ çok az kişi biliyor) yaşlı bir amca bana kendi yaptığı ceviz rakısından ikram etmişti. Rakı değil de adeta ceviz aromalı bir iksir gibiydi. Yanına da evde yaptığı yoğurtlu köy ekmeği verdi. O an anladım ki, bu köylerde lüks yok ama lezzet ve samimiyet bol.
Köye akşamüstü inen sis de cabası. Özellikle sonbaharda ormanla köy evlerinin arasına çöken o sis tabakası, insana masal hissi veriyor. Fotoğraf makinesiyle gezenler için bulunmaz nimet.
Doğal Yaşam ve Köy Ritüelleri
Bu köylerde hâlâ eski usul yaşam devam ediyor. Kadınlar birlikte hamur yoğurup sacda yufka yapıyor. Erkekler odun kesiyor, hayvanları otlatıyor. Akşamları da çoğu evde televizyon açık olmuyor. Bunun yerine kapı önlerinde sandalye atıp sohbet ediyorlar.
Bana en ilginç gelen şeylerden biri de “komşu ekmeği” olayıydı. Bir evde ekmek pişince komşulara da dağıtılıyor. “Senin fırın bugün çalışıyor mu?” diye soruyorlar birbirlerine. Bu tür küçük detaylar köyün ruhunu yansıtıyor.
Doğa yürüyüşü sevenler için de ideal. Büyükorhan çevresindeki patikalar işaretlenmemiş olsa da, köylülerden sorduğunuzda gönüllü olarak tarif ediyorlar. “Şu tepeye çık, oradan sağa sap, dereyi geçince bizim yaylaya varırsın” tarzı tarifler alıyorsunuz. Ve gerçekten de kaybolmuyorsunuz.
Konaklama ve Ne Yenir?
Burada otel falan beklemeyin. Ama birkaç köyde pansiyon tarzı evler var. Ben genellikle ev pansiyonlarını tercih ediyorum. Hem kahvaltısı inanılmaz oluyor hem de ev sahipleriyle sohbet etme şansınız artıyor. Sabahları taze sahanda yumurta, köy peyniri, kendi yaptıkları reçeller ve sıcak pideyle güne başlıyorsunuz.
Yemek konusunda da iddialılar. Özellikle kuzu tandır ve köy tavuğu harika. Bir de “gözleme”leri var ki, tarif edemem. İçine ıspanak, peynir ya da patates koyuyorlar. Yanına da ayran… Off.
Benim gibi gezmeyi sevenler için ufak bir tavsiye: Yanınıza mutlaka yürüyüş ayakkabısı alın. Çünkü köy sokakları taşlı ve yokuşlu. Ama o yokuşları çıkmaya değiyor. Zirveye vardığınızda tüm vadi ayaklarınızın altında uzanıyor.
Neden Bu Köyler Hâlâ El Değmemiş?
Aslında bunun en büyük sebebi ulaşımın biraz zahmetli olması. Bursa’dan gelmek için önce Büyükorhan’a, oradan da dar ve virajlı yollarla köylere ulaşmak gerekiyor. Toplu taşıma da pek yok. Bu yüzden turistik bir akın olmamış.
İkinci sebep ise köylülerin kendi halinde yaşamayı sevmesi. Büyük şehre göç etmemiş, toprağına bağlı kalan bir nesil hâlâ burada. Bu yüzden köylerin dokusu bozulmamış. Evler restore edilmemiş, betonlaşma yok denecek kadar az.
Tabii bu durumun ne kadar süreceğini bilemiyorum. O yüzden Büyükorhan’ın el değmemiş doğal köylerini görmek istiyorsanız acele edin derim. Henüz çok geç değil.
Son Söz ve Küçük Tavsiyeler
Ben bu köylerde gezerken hep aynı şeyi düşündüm: Keşke herkesin böyle bir köşesi olsa. Şehirdeki gürültüden, trafikten, stresten bıkanlar için burası adeta bir şifa. Telefon çekmiyor bazen. İnternet yavaş. Ama insan bir süre sonra bunun kıymetini anlıyor.
Eğer siz de yolunuzu bu tarafa düşürecekseniz, Karagöz, Çağlayan çevresi ve biraz daha yukarıdaki küçük mahalleleri mutlaka görün. Köylülerle sohbet edin, çaylarını için, ekmeğini paylaşın. Belki siz de benim gibi buranın büyüsüne kapılırsınız.
Unutmayın, Türkiye’de hâlâ böyle köşeler var. Sadece biraz aramak ve zahmete katlanmak gerekiyor. Büyükorhan tam da bunu yapıyor. Sizden bir şey beklemeden, sessiz sedasız güzelliğini sunuyor.